“Gelsene” dedim. “Gelmem” dedi.

Geçen defa arabaya binmiş giderken son anda görmüştük. Durmamıştık.

Bu defa Karaağaç köyünden çıkmadan evvel aynı yerde rastladık ona.

Yine arabayı çalıştırıp yola koyulmuştuk.

Bu defa üşenmedim durdum. Geri geri gittim. Benden daha kedisever eşim hiç yadırgamadı. Ya fotoğrafını çekecektim ya da kucaklayıp eve getirecektik.

Sokağı dönüp arabayı bıraktığımız yere geri geldiğimizde altına saklandığı  konteynerin içinden çıkıp nasibini aramak için çöpleri dikizler vaziyete geçmişti.

Sokak kedisi işte!

Hayat neyin iyi neyin kötü olduğunu acı tecrübeler ile öğretmiş kendisine belli ki. Bakışlarında o ilk göz göze gelmenin ürkek ifadesi var.

Hele bir de meraklı bir adamın kendisine bir alet doğrultarak ne yaptığını algılaması dikkatli olması gerekliliğini hissettiriyordu içgüdüsel olarak.

Eşim gelen bir telefonu yanıtladığı için arabadan inemedi. Zaten inmiş olsaydı o kedi de çoktan kucağına atlardı eminim. Sebebini ve nasıl olduğunu bilemediğim telepatik bir lisan var kedilerle arasında. En huysuz kedi bile hanımı görünce gelip kendisini sevdirmek için can atıyor.

Bagajı açıp makineye uygun bir lens bulup takmam oldukça hızlı olmasına rağmen yaramazın fotoğrafını ancak bir kare yakalayabildim çöpün üzerinde. Yakınına gidip ürkütmemek için 200 mm’lik lens ile yakınlaşmama rağmen “Ne oluyor ya! Şişmanın biri bir şeyler yapıyor. Niyeti iyi değil.” diyerek atlayıp sokağın ortasına doğru uzaklaştı.

Sihirli kelimeleri kullandım ve son bir umutla “Pisi Pisi” dedim.

Durdu. Şöyle bir baktı.

Şaşılacak bir şekilde sokağın orta yerinde kendi doğasına özgü o kıvrıla kıvrıla yuvarlanıp şımarıklıklarını yapmaya başladı.

Uzaklık, ışık, modelin hareketliliği hepsi birden fotoğraf çekebilmek için çok zordu.

Bu şımarık hareketler belki de “Gel sev beni, göbeğimi kaşı” emirleriydi belki de.

Belki şımarıklık yapıyordu belki de tüylerinin arasına giren istenmeyen birşeyden kurtulmak istiyordu. Ne yapmak isterse istesin bana güzel bir modellik yapmış oluyordu ama makinenin netleme ayarlarını o hız içinde tam yapamadığımdan birçok kare heba oldu.

SAMSUNG CSC

Yerimden azıcık kıpırdayıp 200 mm’den daha kısa bir zoom ile fotoğraf çekmek istedim ama aramıza bir kamyonet giriverdi. Sonrasında ise kedilerin en ufak bir yabancı ses karşısında birdenbire pür dikkat kesilmesi olur ya… Gözlerini ve ilgisini sesin geldiği yöne çeviriverdi.

Çöplerin içinde kısmet arayan, sokaklarda bu kadar sürten, yuvarlanan yaramazın nasıl da bu kadar temiz kalabildiğine şaşırdım.

Bir kez daha seslendim. “Pisi pisi… Haydi gel bize gidelim. Bizim kedimiz ol. Daha doğrusu sen bizim sahibimiz ol.”

Son bir ters bakış attı ve arkasını dönüp çekip gitti.

Aslında haklı belki de.

Kendisini özgür hissettiği sokaklardan kopartıp; ekmek elden su gölden de olsa en fazla cam önü konforu sunabileceğimiz bir İstanbul evindense Edirne’nin Karaağaç köyünde sokak kedisi olmayı tercih edecektir mutlaka.

Sonuç.

Yine bir güzel sokak kedisini daha sokaklarından koparmaya gönlümüz elvermedi.

Kategoriler:kediEtiketler:,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.