Ağaç yerli yerinde… Şimdilik.

Dün bir haftayı daha silip attık ömrümüzden.

Eve giden yol; trafiğin kalabalığı ve keşmekeşi yüzünden gözümde büyüdüğünden ve biraz da gözüm betondanbaşka şeyler görmeyi arzuladığından eve en uzun yoldan gittim.

Üçüncü havalimanı inşaatı mevkiinde hafriyat kamyonları, yolcu otobüsleri, servis araçları, cipler, arabalar daracık bir dört yol ağzında kontrolsüz şekilde sıkışınca bu istikamete girdiğime pişman olur gibi oldum. Bir süre yumruklaşanları, küfürleşenleri, itişip kakışanları seyrettim. Kornaları dinledim. Yeni tansiyon ilacım anlaşılan bu olaylar karşısında sıradan adi bir TV haberini seyreder kadar umarsız yapabiliyor beni.

Yol açıldı. Daha doğrusu iki dev hafriyat kamyonunun birbirleri üzerine sürmesini fırsat bilip iğne deliği kadar boşluktan kendimi atıverdim. Arkamda birbirini yiyen bir millet kalmıştı. Korna sesleri, bağırışmalar gittikçe azaldı ve o hengameden kurtuluverdim.

Kontrolsüz, denetimsiz, imarsız, estetiksiz büyüten ve kent olamadan şehirleşen yerleşim birimlerinden henüz mikrop bulaşmamış köylere doğru yöneldim. Bir senedir kullanmadığım eski bir yola girdim. Geçen sene Yassıören köyü mevkiinde bir ağacın fotoğrafını çekmiştim. Buğday tarlaları ortasında yalnız bir ağaçtı. Arada açıp açıp bakardım. Hangi vandal ne zaman gelip de gövdesine baltayı vuracak acaba diye düşünmüşlüğüm üzülmüşlüğüm vardır.

Yassıöreni geçip Hadımköy yolu üzerinde o hafif bayırımsı tarlayı ve ortasındaki ağacı buldum.

Yol kenarına çektim.

Birkaç kare fotoğrafladım.

İçime biraz rüzgar çektim. Biraz mavi, çokça yeşil ve günbatımı kızıllığı doldurdum ceplerime…

Yola koyuldum.

Bir vakitler askeriye arazisi iken yemşeyil olan yerlerdeki yapılaşma sonucu ağaçların nasıl hunharca katledildiğini bir kere daha gördüm. Yeni modern (!) yerleşim alanları yükseliyor daha geçen sene buğdayların yetiştiği tarım arazilerinde.

“Tarım alanlarına inşaat izni verilmeyecektir” diye kamu spotu yapan bakanlıkları anımsadım. Acı acı güldüm. Arabanın müzik çalarına akıllı telefondan mehter marşı verdim. Beynim uyuşur belki dedim. Rusyadan yola çıkan buğday yüklü gemileri aklıma getirmem belki dedim.

Olmadı…

Uyuşamadım.

Yüreğimi gene bir kasvet kapladı.

Eve gelip fotoğrafları bilgisayarıma yükledim.

Havadaki isi, pusu ve karanlığa yol alan günün etkisini küçük rötuşlar ile kaldırdım ve doğal halini meydana çıkarttım.

Cenab-ı Allah’ın lütfu münbit topraklarımızdan yine bereket fışkırmış.

Topraktan dışarı coşmuş buğdaylar yeşil bir deniz gibi dalgalanıyor ve tam ortalarında o güzel ağacım duruyor.

İçim şenlendi.

Belki sizin de hoşunuza gider…

Arz ederim..

buğday tarlası ve gökyüzü (1 of 1)

buğday tarlası gökyüzü ve ufuklar (1 of 1)

Kategoriler:doğa, manzaraEtiketler:, , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.