Son Kuşlar / Sait Faik

“Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada, namuslu insanların arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem, kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkarttım. Kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmazsam deli olacaktım.”

Oldum olası okumayı sevdim.

Sait Faik okumayı ise bir başka türlü sevdim.

Onlu yaşların henüz başlarında bir şehirlerarası otobüsün gece yolculuğunu hatırlatır Sait Faik kitapları bana.

“Son kuşlar”ı okuyordum.

Otobüs yolcularının hafiften uyuklamaya başladığı vakitlerdi. Yaz başlıyordu ve ben iyi bir karne ödülü olarak güneydeki aile dostlarının yazlığına tatile gönderiliyordum.

Otobüsün iç ışıkları söndürüldüğünde Sait Faik’in öykü tadındaki röportajlarının derlendiği kitap elimdeydi.

“Olur mu şimdi bu!” der gibi kafamı kitaptan kaldırıp kendi kendime söylendim.

Kitabı adeta leblebi gibi tükettiğimi ben farketmeden bir süredir seyreden koltuk arkadaşım yaşlıca ve göbekli amca eli ile tepemdeki okuma lambasını işaret etmişti.

Kaybettiğim paramı bulmuş gibi olmuştum.

Tepe lambası kitabımı aydınlatmış ve okumaya dönmüştüm.

Sevincim yol boyunca birkaç kelimeden fazla sohbetim olmamış olan amcayı da mutlu etmiş olacak ki; uyumak için gözlerini kapattığında bıyık altından gülümseyen bir yüz ifadesi vardı.

Son kuşlar; istisnasız tüm Sait Faik kitapları gibi onlu yaşlarımın başından bugüne kadar okuma alışkanlığımın en önemli motivasyon kaynağı oldu.

Günlük yaşam koşturması kullandığımız dili ve algılarımızın çevresel etkilerler ile adeta sokaklarda kahır çeken bir çift ayakkabıya dönmesine neden oluyor. Çok yıpranıyor, yük taşıyor, çile çekiyor ama sonuçta kirleniyor.

Sait Faik ustalığı ile kaleme alınmış bir kitaptan okunacak birkaç sayfanın; pas tutan anlatım gücümüzü, sis kaplamış algılarımızı açmak için gerçek bir ilaç olduğuna inanırım.

Edebiyatımızın birçok ünlü ve başarılı kaleminin kendisine has üslubundan farklı olarak Sait Faik asla basit olmayan ama su gibi akan yalın sözcükler ile anlatır muhteşem gözlemlerini. Anlatım gücü; toplumsal gerçeklerin aynasıdır. Farkında olunmayanları fark ettirebilmek edebi tarzının mükemmelliğidir.

Kelimeleri öylesine ahenkli cümlelere çevirir ki; adliye muhabirliği yaptığı dönemlerde kaleme aldığı gözlemlerinde mahkeme kapısındaki kelepçeli küçük çocuğun bilek sızısını hissedersiniz.

İstanbul’un ve de dönemin en uzun boylu insanı ile yaptığı röportajda Uzun Ömer’in dükkanında iki büklüm oturuşunu sırt ağrıları ile okursunuz.

Adalar, ada olmaktan öte bir şeydir anlatımlarında ve ağlara vuran balık kokusu burnunuzdadır. Balıkları tutan olta ellerinizi kesen bir sicimin ucundadır öykünün sonunda.

Yine elimde bir Sait Faik kitabı var.

Bu defa kitap okuma zevki yarım kalan genç bir insana otobüsün tepe lambasını gösteren göbekli yaşlıca olan adam rolünde ben varım.

Sait Faik’in son olarak İş Bankası Kültür yayınları arasında tekrardan basılan tüm eserleri serisinin ilk kitabı “Son Kuşlar” ve yazardan bir çay içimlik zamanda bahsetmek istedim.

Hayatın çok hızlı aktığı ve değersiz birçok şeyin bir önceki günden bir sonraki güne parasal değerinin hızla arttığı günümüzde değeri hiç eksilmeyen ve daha da artan güzel kitaplara; bir paket sigara veya iki bardak çay parasını esirgemeyerek satın almanızı, okumanızı ve okutturmanızı dilerim.

Tabi ki Sait Faik okumanın yan etkilerini de göze alarak bu tavsiyemi dikkate almanızda fayda var.

Başlangıçta alıntıladığım bölüm; yazarın kitabın içindeki “haritadaki son nokta” öyküsünün son paragrafıdır. Yazar yazmamaya yeminlidir. Yaşadığımız dünya içinde kendisini bir an evvel yazmaya geri döndüren hikâyeyi okumayı da kitabı edindikten sonrası için sizlere bırakıyorum.

Yazımı sonlandırırken; Sait Faik’in 1950’li yıllarda henüz ortalıkta değil üçüncü köprü birincisi dahi yokken ve İstanbul’un yeşili grisinden çok ama çok daha fazlayken tabiat, çevre duyarlılığı ile kaleme aldığı Son Kuşlar hikayesinin meşhur paragrafını okumak istiyorum.

“Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz.
Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz.
Bizim için değil ama çocuklar, sizin için kötü ola­cak.
Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük.
Sizin için kötü olacak.
Benden hikâyesi.”

Sait Faik / Son Kuşlar / 1952

Keyifli okumalar, çay ve kitap dolu günler…

 

 

 

Kategoriler:kitapEtiketler:,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.