Kuyrukkakan

Günümüze kadar izleri gelebilmiş antik kentler içinde kimliği en özgün olanlardan bir tanesidir Knidos.

Her yıl en az bir defa bu antik ören yerini gezmeyi seviyoruz. Konaklamak için genellikle tercih ettiğimiz Mesudiye’den antik kente uzanan yirmi kilometrelik yol her ne kadar çok da uzun bir mesafe olmasa da özellikle yolun son kısımlarında oldukça dikkatli araç kullanmak gerekiyor. Yolun ancak bir tek aracın geçişine imkan verebildiği kısa bir mesafenin bir tarafı derin bir uçurum…

Biraz zahmetli ama bir o kadar da keyifli olan bu yolda havanın sıcaklığına aldırmadan aracın camlarını açarak ilerliyoruz. Arabanın içine dolan adaçayı, kekik kokularını tariflemek imkansız.

Antik kentin girişinden eşsiz günbatımı manzarasının seyredildiği tepeye kadar gezilip not edilmesi gereken yerler için küçümsenmeyecek bir tırmanma, atlama, zıplama eforu gerekiyor. Şükür ki bu yaşa kadar bunları yapmakta bir sıkıntı yaşamadık. Umarım ve dilerim ki gücümüz kuvvetimiz buraları daha uzun yıllar gezip dolaşmaya kafi gelsin!

Bu karalamamın esas konusu Knidos antik kenti olmamakla birlikte yine de bu güzel antik kentten birkaç görsel ekleyerek başrol oyuncumuza söz getireyim.

Knidos antik kentinin girişinde amfiteatrı sağınıza alarak yürüdüğünüzde kazılar sonucu ortaya çıkan buluntuların bir puzzle gibi bir araya getirilerek orjinal haline getirilmeye çalışıldığı arkeolojik faaliyetler gözünüze çarpar. Burada etrafa yayılmış olan eski taşlar ve kütleler arasında her daim dolanıp duran, coğrafyanın asıl sahiplerine rastlayabilirsiniz. Fotoğraf makinelerinizi burada hazır tutmanızda fayda var.

Güneyin güneşinin gücü malum! Birçok noktada bu güçlü ışık detayları kaçırmanıza sebep olabilir. Bu güzel mekanda ışığın gün içinde altın saatler olarak adlandırıldığı vakitlerinde olmak fotoğrafçılık açısından çok daha güzel olabilir ama bu ören yerinin en güzel zamanı gün batımı saatleri olduğundan makinelerinizin ayarlarınızı bu duruma göre yapmanızda fayda var.

Bahsettğim yolda yürürüken uzaklarda bir kuşun taşlar arasında sekmekte olduğunu fark ettim. Daha doğrusu her zaman olduğu gibi bu tip durumları ilk gören eşim kuşu bana gösterdi. Makineye 300 mm’lik lensimi takıp başrol oyuncumuza odaklandım. Işık açısından sorunumuz yoktu ve hatta fazlamız bile vardı. Ege üzerinde alçalan ve az sonra Kos adası arkasından batacak olan güneşe karşı antik taşlar üzerinde dimdik durarak adeta poz veren bir Knidos yerlisi ile müşerref olmuş vaziyetteydik. Duruşundaki asalet belki de kendisini Knidos’lu kabul edişinin vakarı idi belki de. Kolay mı! Bilim dünyasına katkıda bulunmuş bilginleri yetiştirmiş bir şehir devlet değil miydi burası?

Doğru netlemeyi yakalayana kadar birkaç poz çekmek isterdim ama henüz deklanşöre ilk dokunuşumun ardından arkadaşımız biraz da etraftaki diğer ziyaretçilerden rahatsız olarak uçup gitti.

Alabildiğim tek kareyi daha sonra bilgisayara aktardığımda hem sevindim hem üzüldüm. Titreşim engelleyici özelliği olmayan düşük seviye bir telefoto lens ile; kuş ile aramızdaki mesafeyi de göz önüne alırsak, zannedersem hiç de fena bir kare olmamış. Öte yandan genelde ışığın çok parladığı zamanlarda başıma gelen “chromatic aberration” (renk sapması) durumu ile karşı karşıyaydım. Basitçe anlatmam gerekirse lensin tüm renkleri en iyi şekilde odaklayamaması fotoğraflarda ortaya mor ve yeşilimsi sapmaları meydana getirebilmektedir kimi zaman.

Benim gibi amatör meraklılara tavsiyem; mümkün olabildiği kadar sonradan kendileri için önem taşıyacak olan kareleri RAW (ham) modda çekerek daha sonra bu dosyalar üzerinde düzeltme işlemlerini yapmalarıdır. Başta Photoshop ve Lightroom olmak üzere birçok yazılım renk sapması sorununu ham dosya üzerinde basitçe çözerek çektiğiniz kareyi daha güzel hale getiriyor.

Biz de kuyrukkakanımızın bize verdiği pozu bu şekilde küçük bir düzeltme ile daha yüzüne bakılır hale getirdik.

Kuyrukkakan; ağaçsız, kayalık, açık arazilerde rastlanabilen bir kuş türü… Göçmen tabiatlı ve ötüşlü.. Yaz aylarında sıkça rastlamak mümkün.

Allah ömür verdikçe gezilecek ve hatta tekrar gezeceğimiz yerleri farklı iklim ve ışık koşullarında içinde farklı aktörler ile resimleyeceğiz. Her defasında elimizdeki makineye n+1 sayıda farklı kombinasyonlarda ayarlar vererek “acaba bu defa nasıl oldu?” sorusunu kendimize soracağız. Antik kent, orman, şehir, mimari eser, güneşli hava, sisli hava, karlı hava, insan, kuş, kedi, heykel gibi mekan ve aktörleri farklı senaryolar altında sonsuza yakın permütasyon ile birleştirip her defasında yeni bir ayarın sonucunu merakla bekleyeceğiz.

Fotoğraf sanatı ile uğraşmanın gizemi de biraz bu olsa gerek.

Kategoriler:kuşEtiketler:, ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.