Fransız feneri

İğneada sahilini takip ederek batıya yol alırsanız Limanköy’e ulaşırsınız. Trakya topraklarının Bulgaristan’a gelmeden evvelki son noktası değilse bile hududa daha da yakınlaşmış olursunuz. Az daha ötede sınırın hemen kenarında Beğendik köyü vardır.

Limanköy, İğneada’dan yüksekte, tepe üstüne kurulu şirin bir köy… Köyün bir kütüphane binası bile var.

İçinde gelen turistlere hizmet veren birkaç güzel kahvehanesi de var. Biz genelde Uğur’un yerine bazen bir tas çorba veya hafif bir kahvaltı için uğradıktan sonra Fransız Feneri’ne uğramayı tercih ederdik. Bazen de fenere giden yol üzerindeki geniş meradaki ağaçların altında piknik yaparız.

Fenerin tarihi Abdülmecit dönemine kadar uzanıyor. Fransızlar tarafından yapıldığı için ismi daha çok Fransız Feneri olarak anılmakta… Denizden elli metre kadar yüksekteki bir yamaçta, Karadeniz’in dalgalarının seyrinde yıllardır. Zaman içinde fenerin işletilmesi otomasyona geçmiş. Fenerin çalışmasını kuşaklardır sürdüren aile de buradaki lojmandan taşınmış. Fener her ne kadar görevini teknik olarak halen sürdürse de birçok benzeri gibi sabır dolu bir yalnızlığın abidesi adeta.

Limanköy’den fenerin yanına kadar giden bir yol mevcut. İğneada turları yapan turizm firmaları, müşterilerine bu feneri de gösterebilmek için tur otobüslerini yakın noktaya kadar götürüyor.

Fenerin bulunduğu yerde dik yamaçlardan Karadeniz’in hırçın bir şekilde dövdüğü kayalıkları, batıya doğru uzanan kıyılar gerek gezginler gerekse de fotoğraf tutkunları için mükemmel deneyimlere olanak veriyor.

Çevresel etkiler nedeni ile sıkça paslanan demirleri ve kabaran duvar boyaları belli ki sıkça elden geçmiyor veya Karadeniz’in etkisine çok da dayanmıyor. Bu nedenle bu noktada fotoğraf çekerken, her ne kadar etrafındaki yazlık sitelerin oluşturduğu yapı kalabalıklığı fenerin bulunduğu alandaki yalnızlık hissini ortadan kaldırsa da fenerin bu yeni dünya ile olan uyum zorluğunu çektiğim karede verebilmeye gayret ettim.

Binanın pasını, boyası kabarmış duvarlarını örtmek için batan güneş bir fırsat oldu. Çektiğim açıdan da arkadaki yazlık binaları almadım ve çöken karanlık ile birlikte mesaisine başlamak üzere olan yaşlı fenere gece boyu yarenlik edecek ayı da kareye sokmaya gayret ettim.

Her fırsat buldukça Fransız Feneri’ine gittik ve gidiyoruz. Yaşlı bilge’nin anlatacakları pek bitecek gibi değildi. 1866’dan beri kim bilir neler görüp geçirmişti.

Son İğneada seferimizde tekrar uğradık. İğneada girişinden itibaren yeni bir tabela yolumuza çıkıyordu. Tabeladaki “Fransız Feneri Cafe” yazısından anladık ki yaşlı bilge yeni bir görev üstlenmiş. Belki de etrafına çeki düzen verilmesi ve daha iyi bakılması için güzel olmuştur dedik. Gittiğimizde kapı duvardı. Girişteki demir sürgülü kapı çekilmiş asma bir kilit asılmıştı. Dalgaların yarların dibindeki kayaları nasıl dövdüğünü izleme hakkımız da bu şekilde Fransız Feneri’ni cafe olarak işletme ruhsatı alanlara verilmişti zannedersem.

Turizm mevsimi sona erdiği için kapalı olan “cafe” belki de haklı olarak işletmenin korunabilmesi maksadı ile dışarıdaki sürgülü kapıyı kapatmıştı. Bizim de Karadeniz’de yol alanlara ışığı ile yardımcı olan Fener’in ruhunun fısıldadığı anıları yakınına giderek dinleme şansımız; ancak turizm mevsiminde açık olacak bir işletmenin mesai saatlerinin lutfuna kalmıştı.

Kalitesi belirsiz iki bardak çay karşılığı…

Kategoriler:geziEtiketler:, , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.