Mantar bilimi

Vize’ye varmadan Çakıllı köyünden geçerken adet olduğu üzere yol üzerindeki köy fırınının önünde durduk.

Orman yürüyüşü sonrası pikniğimiz için biraz simit ve İstanbul’da birkaç öğüne eşlik edecek güzel ekmeklerden alacaktım.

“Simit kalmadı be abi!”

“Yapma ya! Daha sabahın bu saati hem de!”

“Sorma! Mantarcılar bitirdi simitleri!”

Mantar?

Simit?

Aradaki ilişkiyi çok anlamlandıramadım. Arabaya dönüp yol koyulduk.

Vize’deki bir fırında henüz simit vardı. Poyralı’yı da geride bırakıp İğneada Longoz’una giderken peynir, soka, helva gibi nevaleyi de tedarik ettik. Orman örtüsünün sıklaşması ile birlikte yol kenarında park etmiş araçlar artmaya başladı. Eline torba ve sepet alanlar ormanlara dalıyordu. Belki ot topluyorlardır dedik ama mantar pek aklımıza gelmedi açıkçası.

Demirköy’ü de geçince ormanların sık ağaçları arasından mutlu bir şekilde çıkanlar ellerindekileri arabalarına yüklerken herkesin mantar toplama telaşında olduğunu anladık.

Longoz ormanlarının içindeki göllerine sapan yoldan girdik. Mert gölü’nün kameriyesine kadar araba ile gittik. Yapmak istediğimiz yürüyüş için rota bir hayli kalabalık gibiydi ve açıkçası şehirde yapamadıkları patırtıyı bu eşsiz ormanda yapmaya gelenlere pek katlanmak zorunda hissetmedik kendimizi.

“Hamam gölü’ne gidelim!” dedik. Güzergahı çok fazla bilmiyorduk ama kaybolarak öğrenebilirdik pekala! Hamam gölü yolunda orman işçilerinin kestikleri odunları kamyonlara yükledikleri yerde yol hem tıkalı hem de oldukça bozuktu. Yol kenarında çayını demlemiş ve dinlenmekte olan güleryüzlü kamyoncuya yol durumunu sorduk:

“Valla gidemezsiniz bu araba ile! Saplanır kalır! Arkadaşlar açacak şimdi yolu. Çay ikram edeyim isterseniz. Mantar da var!”

Yine mi mantar! Bugün anlaşılan mantar yağıyor Trakya’ya! Arabadan indik. Kamyoncu yaktığı ateşin közü üzerinde güzel bir çay demlemişti. Az ötede de yine ayrı bir köz üzerinde kocaman bir mantar ağır ağır pişiyordu:

“Ben az evvel yedim bir tane! Bana birşey olmadı. Siz de isterseniz yeyin. Ayı mantarı. Çok lezzetli. İsterseniz yumurta mantarı da var.

Açıkçası marketten tedarik edilen kültür mantarı haricinde bir mantar kültürüne sahip değildik ve kibarca teşekkür ederek bu güzel teklifi reddettik. Yol açılınca vedalaştık ve tekrar arabaya bindik. Yol kötü ise bunu yaşayarak görmek en güzeli olacaktı. Kötü bir yol olursa geri dönerdik. Gitmeden bilemezdik ki!

Hamam gölüne doğru birkaç kilometre daha ilerleyince yol kenarında minik bir barakayı barındıran çiftlik gibi bir yer fark ettik. Aracımızı önüne park ederek biraz yürüyüp geri döndük. Orman içindeki bu minik alanda toprağını çapalayan orta yaşlı bir abi bizi fark etti ve tüm Trakyalılar gibi güleryüzle selam verdi. Bir iki sohbetten sonra kendisi de bize topladığı bir çuval mantarı gösterince merak edip bu mantar bolluğunun nedenini sorduk.

“Güz yağmurları başladığında tüm bu ormanlar hep mantar dolar. İşte bunlar ayı mantarı bunlar yumurta mantarı. Yumurta mantarları büyüdüğü vakit de işte böyle gelin yanağı oluyor!”

Eksik olmasın abi bize on dakikalık bir mantar eğitimi verdi. Daha sonraları yörede ayı mantarı veya bolet olarak bilinen mantarın aslında porçini mantarı olarak da bilinen makbul ve pahalı mantar olduğunu öğrenmiş bulunduk.

“Vereyim biraz yanınıza! Pişirirsiniz evde!”

Ah benim gönlübol Trakya insanım! On dakikada akraba gibi sever insanı. Tüm bu mantar oryantasyonu sırasında doğal mantarlara olan önyargımızın yıkılmaya başladığını itiraf etmeliyiz. Eşimle birlikte karnımızın da acıkması ile ciddi olarak canımız bu mantarlardan; tadını hiç bilmiyor olmamıza rağmen, çekmeye başlamıştı. İsmail abi’ye teşekkür ederek izin istedik. Gün ışığını daha da kaybetmeden Hamam Gölü’ne ulaşmak istiyorduk. İsmail abi bize arılarını da gösterdikten sonra arabaya kadar arkamızdan uğurladı.

Hamam Gölü’ne az bir yolumuz kalmıştı. Yol üzerinde sağlı sollu arabalar aynı amaçla buralara kadar gelmişti. Yol kenarlarında fışkırmış olan mantarları görünce neden bugün insanların ormanlara hucum ettiğini daha da iyi anladık.

Hamam Gölü’ne giden yürüyüş yolu istikametini gösteren tabelanın kenarına arabamızı park ettik. Ormana girmeden birkaç lokma atıştırdık ve bilmediğimiz bir istikamete doğru; önceden işaretlenmiş ağaçları kılavuz edinerek göle doğru yürümeye başladık. Ormanın içi büyülü renklerle kaplıydı. Güzün gelmesi ile birlikte renk değiştirmeye başlayan tabiata yerden fırlamış ve yağan yağmurların ağır tanelerinin kalplerini kırdığı güz çiğdemlerine rastladık bolca.

Tabi ki çektiğimiz kareler içinde en fazla öne çıkanlar günümüze damgasını vuran mantarlar oldu. Her ne kadar İsmail abi’nin mantar konusunda verdiği eğitim oldukça güzel olsa da biz bunlar içinde yenilebilir olanları ayrıştıracak kadar uzman değildik henüz. Şimdilik sadece fotoğraflarını çekmekle yetinecektik. Çekmeye çalıştığımız birkaç kareyi de burada paylaşıyorum.


Hamam Gölü etrafında güzel bir tecrübe yürüyüşü de yaptıktan sonra gün akşama kavuşmaya başlarken longozdan ayrılma yoluna girdik. Dönüşte İsmail abi’nin minik cennetinde duraklayarak kendisine teşekkür ettik. Bir daha ki sefere ballarının da tadına bakmak için sözleştik.

Dönüşte İğneada’ya uğradık. Birçok yerde mantar pazarları kurulmuştu. İnsanlar alıp satmak ile ilgili bir telaş içindeydiler. Tüccarlar kasalarca mantarları arabalarına yüklüyorlardı. Kısacası yer gök mantardı. Biz daha fazla dayanamayarak bir büfenin önündeki tezgahtan bir kilodan biraz fazlaca yumurta ve gelin mantarı aldık. Eşim mantarı satan hanımefendiden nasıl pişirileceğine dair tüyolar da aldı. Halen önyargı duvarlarımızı tam yıkamamış olacağız ki satıcının ısrarlarına rağmen ayı mantarlarından almayı bir sonraki haftaya erteledik.

Dönüşte içinden geçtiğimiz Demirköy ilçesi ise mantar konusunda adeta bir borsa merkezi gibiydi. Cadde boyunca kamyonlar, toplanmış olan mantarları yola çıkarmak üzere bekliyordu. O gün İğneada, Demirköy ve çevresinde milyonlarca liralık mantar borsasının oluştuğunu yöre halkı adına sevinerek dinledik.

İstanbul’a döndüğümüzde eşimin pişirdiği yumurta ve gelin mantarlarından yahniyi ise hiç anlatmayayım. Şu kadarını belirtmem gerekirse bir sonraki hafta yine mantar için koştuk İğneada’ya!

Ama maalesef kısacık süren mantar zamanını kaçırmışız. Kısmetse bir daha ki sefere!

Kategoriler:doğa, geziEtiketler:, , , , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.