Fotoğraf makinesi ile avlanmak – İkinci Bölüm

Geçen hafta karlı Mahya dağının güzel manzaralı yollarını geride bırakarak ulaşmıştık Mert gölünün kıyıcığına.

Gün boyunca parlak bir güneş ve masmavi hava göl kenarına vardığımızda bulutlanmış; güneş, önüne perde olan bulutlar arasından sızar olmuştu. Işığın azalması ile etrafta dolanan kuşları layığı ile fotoğraflamak kabil olmamıştı. Herşeye rağmen birkaç kare arşivlerimizde güzel hatıralar olarak kalmıştı.

Belki bu hafta biraz daha kısmetli olabilirdik. Yolda her zaman rastladığımız ama bir türlü bir tek kare bile fotoğrafını çekmeyi beceremediğimiz yırtıcı kuşları bile birkaç kare de olsa görüntüleyebilmiştik.

Bakalım geçen hafta burun farkı ile objektifimizin enstantanesinin önüne geçmiş olan büyük ak balıkçıl hazretlerini görebilecek miydik? Göl üzerinde adeta banyo küvetindeki sevimli oyuncak ördekler gibi yüzen kara boyunlu batağanları biraz daha net kareleyebilecek miydik?

İğneada’nın içinden geçtikten sonra gölün yakınlarında aracımızı park edip kumsala indik. Geçen hafta kumun üstü karlarla kaplıydı. Erimiş karlar yürüdüğümüz yerleri biraz çamurlaştırmış da olsa göl ile karadenizin birleştiği noktaya yürümek oldukça keyifli.

Geçen hafta büyük ak balıkçılımıza rastladığımız yere geldiğimizde bu defa makineme 300 mm’lik lensi önceden takmış gerekli ön ayarları kendimce yapmış vaziyetteydim. Yine de önden yapmam gereken ayarlar vardı.

Bu defa ışık biraz daha müsaitti ve ben ISO’yu serbest bırakmıştım. Diyafram konusunda ise 7-8 arası bir değer girmiştim. Enstantaneyi ise hangi akla hizmet ise 500’de bırakmışım. Bu nedenle uçar vaziyette yakaladığımız dostumuzun gaga ucu biraz flu oldu. Benzer bir durum için enstantaneyi belki de 1000 seviyesine dayamak ve bu şekilde denemek daha uygun olacak. Bir daha ki sefere makinenin S moduna bir şans tanısam hiç fena olmaz.

Yine aynı yerde adeta bir dejavu gibi bir büyük ak balıkçıl havalanıverdi. Muhtemelen aynı arkadaştı ve sazlıklara yaklaşırken yine aynı şekilde arkası bize dönük şekilde gölün karşı kıyısına doğru uçuşa geçiyordu. Yine bu anı ıskalıyor olacaktım ki sağolsun eşimin uyarısı ile fark ettim. Makinemi doğrulttuğum gibi yine seri şekilde ateşe başladım.

Yine geride kalan haftada olduğu gibi dostumuzun gittiği yerden geri gelmesini bekledik. Hava -1 civarındaydı ve karadenizden esen rüzgar hiç de yumuşak değildi. Neyse ki dostumuz gittiği yerden havalanıp bu defa gölün bir akarsu biçimi alarak karadeniz’e yol alan kısmının karşı kıyısına gelip kondu. Aramızda kuş uçuşu çaprazlama olarak 100 metre kadar mesafe vardı. Kendisini korkutmadan yaklaşmak ve becerebildiğim en iyi kareyi çekmek istiyordum. Neylersin ki bu defa da olduğu yerde heykel gibi durarak poz veren bir durumdaydı. Halbuki ben kendisini uçarken fotoğraflamak istiyordum.

Dururken çektiğim fotoğraflarına baktığımda o metruk yerde bile etrafa saçılmış naylon parçalarını görünce tüm canlıların bizden pek de haz etmiyor olmasına empati yapmak gerekiyor.

Eşimden kıyı boyunca yürümesini rica ettim. Belki dostumuz tam karşısına gelen bir canlı görünce havalanırdı ve önümden geçerdi. Tabi ki eşimi ve özellikle de “Haydi lütfen uçar mısın? Bir an evvel uç da bir iki poz resim çeksin kocam!” diye kendisi ile konuşacağını hesap etmedim.

Eşim bir yandan hemen yakınlarında yüzen kara batağanları filme almaya çalışırken ben de makinenin ayarlarını gözden geçiriyordum. Derken karşı sazlıklar arasında dişine göre birşeyler bulamamış olan balıkçılımız havalanıverdi ve önümden adeta resmi geçit yaparak uçtu. Aramızdaki mesafe tam önümden geçiyor olmasına rağmen en az elli metre ve belki de daha fazlaydı.

Ya Allah deyip nefesimi tuttuktan sonra deklanşöre bastım.

Şak! Şak! Şak! Peşi sıra altı poz çektim.

Tam karşı sıramdan geçerken kendi lisanından bir çığlık atıverdi. Bilmem ki acaba ne söyledi? Kötü bir kelam mı etti? Rahatsız mı etmiştik? Keyfini mi kaçırmıştık? Hani ileri geri bir laf ettiyse de canı sağolsun!

Çok fazla uzaklaşmadı. Karşı tarafta biraz daha ötedeki sazlıkların içine kondu. Belki bize daha çok poz verebilirdi ama hem üşümüştük hem de güneş gitmeye başlamıştı. Büyük ak balıkçıl ile birkez daha karşılaşmış biraz daha güzel fotoğraflarını çekmeye gayret etmiştik. Şüphesiz ki daha profesyonel ekipmanlar eksikliklerimizi daha iyi tolere ederek daha kaliteli çıktılar elde etmemizi sağlardı ama bu keyifli amatör uğraşıyı; elimizdeki mahdut imkanlar ile ulaşabildiğimiz sonuçları her defasında birkaç adım öteye taşıyabilmek de ayrı bir haz.

Mert gölüne bu defa bir batağanı daha yakından kareleyerek veda ettik.

Arabamıza doğru ilerlerken eşim kumsalda geri geri yürüyordu.

“Rüzgar sert esiyor değil mi? Sırtını rüzgara ondan mı döndün gülüm?” dedim.

“Hayır!” dedi gülümseyerek… “Şu batan günün manzarasını biraz daha fazla görmek için geri geri yürüyorum!”

Kategoriler:doğa, fotoğrafçılık, kuşEtiketler:, , , , , , ,

4 Comments

  1. osman durak

    Pek güzel, keyifli bir doğa röportajı olmuş. Eminim Balıkçıl sizi tanımış ve selâm vermiştir.
    Fotografların tümü usta işi olmuş, kompozisyon ışık ve teknik! Bravo.. Fatih Özcan 10/10!!
    Sevgiler

    Beğen

  2. Kirkor Döşemeciyan

    Sevgili Fatih,
    Fotoğraflarını değerlendirmeyi grubumuzdaki ustalara bırakıyorum.Ben kendi hesabıma onları beğenerek izliyor,yazılarını da keyifle okuyorum.
    Emeğine ve gözlerine sağlık!
    Kirkor Döşemeciyan

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.