Öksürük otu

Bütün kışı tek bir hap içmeden geçirdim diyerek fazla böbürlendim.

“Turşu suyunu, bozayı, yoğurdu bolca tükettim. Aslanlar gibi bağrımı rüzgarlara açtım tüm kış!” diye yiğitlik öyküleri anlattım durdum. Kışın belki de son haftası boğaz nahiyemde bir yanma, yutkunma zorluğu ile uyanıverdim bir sabah. Burnumdan dışarı çıkıp gitmek isteyen birşeyler göz altlarıma ve alnımın ortasına doğru yayılıp ağrıdan gözlerimi açamaz hale getirivermişti bir anda beni. Şu yıllardır birlikte yaşamaya alışık olduğumuz sinüzit denen dert yine gecikmeli de olsa yapmıştı yapacağını. Biliyordum ki bu inatlaşmanın akabinden kısa süre sonra ateş ve yataktan kalkamamak gelecekti. Çaresizce doktorun yolunu tutup o pek reçete etmek istemedikleri, kamu spotlarına konu olan antibiyotiklerden bir avuç dolusu almam gerekecekti. İlaveten de şu, bu ve o ilacı da yazıverdi doktor bey gitmişken.

İnsanın canı ağrıyan sızlayan yerinde atar derler. Boğazımdaki ağrı her yutkunuşta sanki bir çalı topunu yutarmışçasına acı verdiğinden gece boyunca otuz saniyede bir uyanmak zorunda kalmıştım. Antibiyotik kırksekiz saatten evvel etki göstermez derler. Bu yorucu gecenin ardından arşivde birikmiş karelere göz atıyordum. Antibiyotiğin etkisini göstermesi ile nefes yollarımdan sökülen mukoza boğazımı tıkayarak beni öksürtmeye de devam ediyordu bir yandan. İşte bu öksürükler içinde arşivimdeki karelerden bir çiçeğe rastlıyorum. “Öksürük otu”

Mart başındaki Istranca gezilerimizde yol kenarlarına sapsarı yağmış olan çiçeklere rastlamıştık. Kızılağaç köyünden Sivriler’e uzanan yolun sarp kısmından aşağı doğru inen tatlı yokuşun yol kenarlarında pıtırak gibi bitmişlerdi. Kış mevsiminin bavullarını topladığı bu zamanda baharın öncüleri sökün etmişti. Her hafta yeni bir bitki çıkıyordu karşımıza.

Tabiat haftalardır bize öğretmen olmaya itina ile devam ediyordu. Defterimize yeni bir kuşun veya çiçeğin bilgisini eklemeye devam ediyoruz. Arabamızı sağa çekip bu güzel çiçekleri biraz görüntülemeye çalışmıştık. Henüz güneşin bulutlar arasından yer bulabildiği kısa zamanlarda kendini gösterebildiği zamanlardayız. Kapkara bulutların öğlen vakti loş bir karanlığa bürüdüğü yıldız dağlarında yol kenarlarında sarı sarı parlıyorlar. Mobil telefonlarımıza yüklediğimiz fotoğraflardan çiçekleri tanıma yazılımı ile çiçeğimizin ismini öğreniyoruz. Öksürük otu diyorlarmış.

Çok bilen internet hazretlerine yazıp sorduğumuzda aşağıdaki bilgileri aldık.


Öksürükotu, Latincede öksürük önleyici anlamına gelen “Tussilago farfara” ismiyle adlandırılan bir papatyagiller familyasındandır. Adından da anlaşılacağı üzere öksürüğü önlediğinden halk arasında bu ismi almıştır. Bazı yörelerde farfara otu, kavalak, sulandıkotu ve devetabanı olarak da bilinir. Çiçeklerini yapraklarından önce açan nadir bitkilerden biridir.
Öksürükotunun anavatanı Avrupa ve Asya’nın muhtelif yerleridir. Ülkemizde Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde doğal koşullarda yetişir. Bitki çoğunlukla yol kenarlarını ve sahil kenarlarını sever. İstilacıdır. Bulunduğu toprakta hızla yayılım gösterir. Hemen hemen kokusuz ve acımtırak lezzettedir. İlkbaharda bal arılarının ilk gıdasıdır.   
Son yıllarda adını sıklıkla duymamızla beraber öksürükotunun kullanımı çok çok eski tarihlere kadar dayanır. Antik çağda şifa amaçlı kullanılmış bitki türleri arasında önemli bir yer tutar. Anadolu’da hüküm süren Hitit’ler başta olmak üzere, Bazı kültürlerde bitkinin sapları yemek olarak da tüketilmektedir. Çorbalarda ve her tür salatada maydanoz yerine kullanılabilir.
Öksürükotu bitkisinden; öksürükotu çayı, öksürükotu tentürü üretilir. Ayrıca içeriğindeki müsilaj zenginliğiyle çok çeşitli ilaçların muhteviyatına girmiştir.
Öksürükotu tedavi amaçlı olarak mutlaka bir uzman denetiminde kullanılmalıdır.
Uygun şartlarda kurutulan öksürükotu, ağzı kapalı cam bir kavanozda, loş, serin ve kuru bir ortamda saklanıldığında ömrü 1 yıldır.
[1] Türkiye’de Bitkiler İle Tedavi_Prof.Dr.Turhan BAYTOP (s308)

Muhtemelen bir iki güne kadar tamamen iyileşirim. Sinüzit ile bu defa da bir avuç antibiyotik kullanarak savaştık. Şehir hayatında aldığımız nefesin içindeki tüm doğal olmayan partiküller nefes yollarının filtrelerini mahvederek içeride kurum olarak birikiyor. Bunlar zamanla bünyeyi güçsüz ve dayanıksız bir hale getiriyor.

Öksürük otu ise her mart ayı başında baharı karşılayan bir güzellik olarak dağları, tepeleri, yamaçları kaplıyor. Arıların uzun bir kıştan sonra ilk gıdasını oluşturuyorlar. Arılar bu çiçeklerden elde ettikleri özleri ballarında kullanıyorlar.

Öksürük otunun ismi ile müsemma bir şekilde öksürüğe olan faydasını inceleyecek bilgeliğe sahip değilim ama kendi ile elimizle kirlettiğimiz bu dünyaya birşeylere iyi gelsin diye gönderildiklerine eminim.

Kategoriler:çiçek, doğaEtiketler:, ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.