Hanımın minik serçesi

Şehirden kaçıp uzaklarda sessiz bir yerlerde olmak masumca bir istektir.

Birkaç saat için değil, birkaç gün için bunu gerçekleştirebilmek ise büyük devlet…

Mütevazı ama bizim için olağanüstü bu köy evinin sundurmasından kuzey egenin maviliğine dalıp gitmişken hemen yanıbaşımıza korkusuzca konuveren yavru serçeye bir iki kırıntı atıyoruz ürkütmeden. Gerçi ürkecek olsaydı bunumuzun dibinde pırpır uçarak masamızın hemen yanına da konmazdı ama bizden korkacağı önyargısına sahibiz. Çünkü kuşlar; daha doğrusu tüm canlılar, insana karşı temkinli ve korkma refleksine sahiptirler. Afrika ortasındaki bir leoparın bile tüfekli bir avcıya saldırısı korku denilen savunma güdüsünden kaynaklanıyor olsa gerek.

Yavaşça önüne attığımız kırıntılar ile karnını doyurduktan sonra yine o güzel kanatlarını saniyede kimbilir kaç defa pırpır ettirerek havalandı ve yine burnumun dibinden geçip bu defa eşimin omuzuna konuverdi. Mucizevi gözükebilecek bu sıradışı olaya şaşkınlıkla sevindik. Kuş fotoğrafı çekebilmek için dağ bayır dolaşan bizlerin hem de omuzları üstüne yavru bir kuşun konması gerçekten izahı kolay olmayan bir duygu.

Bu anı küçük misafirimizi ürkütmeden kareleyebilmek için cep telefonuma davrandım. Birkaç kare sonrasında evin içinden makinemi almak için usulca yerimden kalktım. Döndüğümde bu küçük yaramazın çoktan uçup gideceğini düşünüyordum ama misafirimizin niyetinin pek de o yönde olmadığını gördüm. Eşimin temiz yüreğinden dışarı sızan manevi sıcaklık; belki de henüz yeni ayrıldığı yuvasındaki annesinden daha güzel alternatifi olmuştu bu yavru için. Üzerine konduğu omuzun huzur veren güveni ona bir rahatlık alanı sağlamış ve hatta ufaktan kestirmeye bile başlamıştı.

Müteakip saat ve günlerde misafirimizin varlığı artık bir parçamız oluverdi. Kahvaltı, yemek ve hatta çay saatlerimizi bilirmişçesine kafamızın üstünde bir pır sesi duyuyorduk. Soframıza konuyor, ikramlarımızı geri çevirmiyor, yediğimiz mürdüm eriğinden biz bir ısırık aldıktan sonra kendisinin daha büyük bir iştahla saldırışını izliyorduk.

Şüphesiz ki manevi yönden çok keyif veren bir manzara olmakla birlikte kendisinin ait olduğu tabiat koşullarına uyum sağlaması ve bizim bu evdeki geçiciliğimizden sonra etraftaki ağaçlarda gezen türdeşleri ile şimdiden sosyalleşmesi gerekliydi. Onu alıp kendi gönüllü zindanımız olan büyük şehire hele bir de kafes içinde götürecek değildik. Üstelik bize fazla alışır ve omuzlarımız haricinde, sundurmada keyfince dolanırsa akşamları bir diğer konuğumuz olan asabi kedimiz ile aralarında çok medeni bir ilişki olmayabilirdi.

“Kibarca kışkışlayın!” diye tavsiyede bulunmuştu uzman bir dostumuz internet üzerinden sorduğumuz “Ne yapalım?” sorusuna. Eşim hayatta yapamazdı ve bana da yaptırmazdı. Ben sadece eşim mutfağa gittiği zamanlarda eğer elime konmuş ise kendisini çok da ürkütmeden dalların seviyesine yükseltip asıl yaşam alanını hatırlatmaya çalışıyordum ama birkaç defa o dallara uçup sonra da geri döndü.

Zamanla etraftaki dallara uçup geri geliş zaman aralıkları uzamaya başladı ve minik yavrumuz an geldi artık dönmedi. Aslında onun bize alışmasından ziyade bizim onun yokluğuna alışmamız zor olan birşey olacaktı ve öyle de oldu. Bir dalın kırılması bile gönlünde ormanların yanmasına neden olan sevgili karım bu güzel yavrunun artık dönmemesine, soframızı şenlendirmemesine, okuduğum kitabın üzerine konup dikkatimi dağıtmamasına, cep telefonu ekranındaki instagram fotoğraflarına kendisi ile birlikte bakacak miniğin yokluğuna kolay alışamadı ama ait olduğu yere dönüşü gerçeği benim gibi O’nun da yüreğini ferahlattı. Kimbilir belki de deniz ile aramızdaki o tel örgüler üzerine her sabah konan onlarca serçenin arasına karışıvermişti bile!

İleride geriye dönüp bu kısacık tatil vaktinin vicdanında ne kaldı diye hatırlayacak olursam bu minicik kalbe sahip kanatlı mahluğu hatırlayacağız.

Omuzumuza, kolumuza, telefonumuza, kitabımıza, çay bardağımızın kenarına, soframızın ortasına konduğu kimi vakitlerde doğası gereği bıraktığı minik kakaları temizlemek için harcadığımız onlarca ıslak mendilden ziyade aklımızda kalacak olan tek şey; karı koca hayatımız boyu hep düstur bellediğimiz ilkeleri bize bir daha hatırlatmışlığı olacak.

Sevmek! Karşılık beklemeden hissedilen ama karşılığı mutlaka olan birşeydir!

Doğayı ve yaratılmışı sevmek, Allah’ı sevmektir!

Allah senden razı olsun minik!

Bizi gözet!

Olur mu?

Kategoriler:gezi, kuşEtiketler:,

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.